9 Şubat 2011 Çarşamba

BORULARDAKİ AYI





"Uzun yaz günlerinin gecelerinde
yıldızların suyu öptüğü sarnıçta yüzerim;
yüzümü yıkar, temizlerim
önce bir pençemle, sonra ötekiyle,
sonra da her ikisiyle
ve işte o zaman, değmeyin keyfime!"

Çocuğa tatlı, tuhaf bir Latin Amerika şiiri okumak ister misiniz? Kara-kızıl bir güneşin yer yer aydınlatıp yer yer kendini ustalıkla sakınarak gölgelendirdiği canlı İspanya renkleri eşliğinde.





Borulardaki Ayı, başı sonu olmayan, bir hayattan bir kesit veren bu şiir-masal, beni hiçbir yaş diliminde yalnız bırakmamış sadık, efsanevi yazarım, sevmelere doyamadığım Julio Cortázar'ın. Onu bilene anlatmak çok faydasız biliyorum ama adını ilk kez duyanlar için birkaç lakırdı etmek gerekir belki. Siyasi kavgası ve insan hakları arayışı asla bitmeyen Cortázar, politik baskılar nedeniyle ülkesinden sürülüp Paris'e yerleşmiş Arjantinli bir yazar. Borulardaki ayı gibi tıpkı, kendi doğal ortamının da, yeni yaşam alanının da dışında, kenarında kalmış ya da öyle hissetmiş biri. Ne var ki başyapıtlarının çoğunu kaleme aldığı Paris'te, Cortázar düz toplumsal gerçekçiliğin kavruk kuyusunda sıkışıp kalmamıştır asla. Edebiyattaki deneysel arayışları, fantastik, gerçeküstü ama taş gibi sağlam bir kurguyla buluşan ehil, hülyalı kalemi koca bir Latin Amerika yazar kuşağını derinden etkilemiştir. Márquez'in, 1984'te ölen Cortázar'la ilgili şöyle bir lakırdısını hatırlıyorum, hayal meyal, "Maradona, Messi ve benimle birlikte en büyük Latin Amerika efsanelerinden biri." Maradona'nın futbolu kadar kıvrak, oyunbaz ve ateşlidir sahiden de kalemi.

Cortázar'ın kimi kısa öykülerinin çocuklar için ne kadar uygun olacağı aklımdan geçmişti hep. Türkçeye (bence haklı sebeplerle) Borulardaki Ayı diye çevrilen El Discurso del oso'yu, 1950'lerde ressam ve şair dostu Eduardo Jonquières'in çocuklarına anlatırmış nitekim. Doğrudan çocuklara yönelik kurduğu bu masalı meşhur öykü derlemesi Historias de Cronopios y de famas'ta yayınlanıyor sağken. Ve ölümünden yıllar yıllar sonra, bu küçük metni çocuk kitabı formatında ve resimleterek, yanılmıyorsam ilk kez, çocuk edebiyatı ve illüstrasyon konusunda Ruslarla birlikte üstün ırk sayılabilecek İspanyollar basıyor.

Borulardaki Ayı bir binanın borularında gezinen, gezinirken kürküyle bir yandan boruları temizleyen, bir yandan da apartman sakinlerinin olağan, gündelik, "içerideki" yaşamını gözlemleyen, "dışarlıklı", koca yürekli, sevecen, bilge, iç huzura ermiş yalnız bir ayının masalı. Kendi münzevi dünyasında memnun mesut yaşayıp giden, apartmandakilerin kendisinden daha yalnız ve biçare olduğunu görünce üzülen ve onlara iyilik etmeye çalışan, sözde toplum dışı bir yaratığın masalı. Koca ayının dünyası, gündeliğin içindeki o tuhaf dünya. Yaşamın olağan insanlar için gidişatı içerisinde fark edilmeyen, uzak durulan kuytu köşelerde kendi varoluşunu dengelemiş bir ayının kurduğu sözde sınırlı bir kainat. Bir simge olarak ayı, bana öcü diye etiketlenip yurdundan sürülmüş Cortázar'ı anımsattı biraz, apartman mutsuzları ya da insanları da çilekeş Arjantin'i.


Ama çocuklar için, evet, nüfuz edilmesi biraz güç olabilecek bu simgesel arka planın ön kısmında, öyle olağan, öyle zorlamasız ve kendiliğinden akan bir dil ve masalsı bir hava var ki, farklı okumalara da pekala açık. Yayıncı, "okul öncesi" ibaresi düşmüş arka kapağa. Bu kitabı yaş gruplarına tavsiye etmek ve sınıflandırmak çok zor gerçekten de. Çizer Urberuaga'nın capcanlı Akdeniz renkleriyle, kıpkırmızı bir ayının fantastik macerası olarak 0-3 yaş grubuna, yorumları biraz daha çeşitlendirerek 3-6 yaş grubuna, hatta pekala okul çocuklarına ve daha da büyük sıpalara farklı yaklaşımlar ve estetik kaygılarla okunup okutulabilir. Ama en önemlisi, kitap uzun vadede çocuğa şunları hissettirebilir (öğretebilir demek istemiyorum):

. Senin yaşadığın dünyadan farklı bir dünya, başka dünyalar da var.
. Senin gördüğün yerden görülmeyen şeyler de var. Biraz şu tarafa kay. 
. Senin uzaktan bakıp çok korkunç diyebileceğin yerlerde, çok büyük eğlenceler ve zenginlikler barınıyor olabilir.
. Baksana saçmalık bazen ne kadar güzel, ne kadar anlamlı ve ne kadar doyurucu.
. Garip denen kişiler, acayip denen yaratıklar sürprizlerle dolu olabilirler. Ve o kadar yumuşak, o kadar bilge, o kadar sevecen olabilirler ki şaşarsın.
. Sıkıntılı, buhranlı, kasvetli zannettiğin bir alanda şahane bir yaşam kurulabilir. Hepsi senin elinde, daha doğrusu içinde.
. Uzaklardan sana bakan biri de seni acayip, sıradışı ve sırf bu nedenlerle ürkütücü bulabilir? Ama sen kendine ürkütücü geliyor musun ki?
. Sürpriz beklemekten vazgeçme, musluğu açtığında bir sabah, için kararmışken, koca bir ayı seni okşayabilir ve sen fark etmeden gününü aydınlatabilir.
. Yalnızlık bazen iyidir, kendi kendine oynamak, oyunlar yaratmak, kimse sana ilişmeden, curcunadan uzakta, ne iyi gider.
. Hayatta kuytu köşelere bakmayı hiç unutma; "marjinal", bizdeki anlamıyla çok uyuz, çok uzaklaştırıcı bi laf.

Öte yandan, çocukların algısı zaten böyle bir kainat fikri içermiyor mu? O vakit Borulardaki Ayı'yı önce kendimiz için okumalıyız belki.


Kitabı resimleyen Emilio Urberuaga hakkında da söylenecek çok şey var aslında. 1954 Madrid doğumlu Urberuaga, dünyaca ünlü, yaklaşık on dört dile, ve ne iyi ki Türkçeye de çevrilmiş (üstelik sevgili arkadaşım Pınar Savaş'ın titiz çalışmasıyla, bu da büyük şans), Elvira Lindo'nun meşhur çocuk kitapları dizisi Manolito'nun çizeri olarak tanınıyor en çok. Kendisi de çocuk kitapları yazıyor ama en çok çiziyor. Alphonso Cuarón'un sinemadaki yeşili vardır hani, Urberuaga'nın da çizimlerini yaptığı her kitapta vazgeçemediği, alamet-i farikası olmuş bir yeşil-kırmızı-mavi  aralığı var. İyi bir çizer için, işte bu onun deseni, diyebilmek tek başına yeterli olmayabilir. Aynı renk skalasını resimlediği kitaplardaki farklı ışıklar, farklı ruh halleri için öyle ustalıkla ve aynı kalarak kullanıyor ki, marifeti de burada. Kıpkırmızı bir ayı düşünmüş Cortázar için ve Borulardaki Ayı'nın sonuna şöyle bir ithaf düşmüş ki, ayrıca dokunaklı:

"... ve adını sayamadığım tüm Arjantinlilere, tüm Cortázar okurlarına."

Aşağıya Borulardaki Ayı'nın alındığı öykü seçkisinden bir kısa Cortázar metni de ben çevirip koydum. Engel olamadım kendime. Bu da bir çocuğa hitaben yazılmış gibi geldi. Biterken de, Urberuaga'nın harika çizimlerini derlediğim bir video var, arka plana yine İspanyol ateşi çaktım, Hable con Ella'nın soundtrack'inden. En sonda da Borulardaki Ayı'nın İspanyolcası, yazarın kendi sesinden (copyright falan hak getire yani). İyi okumalar, iyi seyirler, unutmadan Hayy Kitap'a ve çevirmen Saliha Nilüfer'e çok çok teşekkürler.


“İyi düşün: Sana bir saat armağan edildiğinde, çiçeğe durmuş küçük bir cehennem verilir aslında, güllerden bir zincir, yellerden bir muhafız. Sana armağan edilen saat değildir yalnızca, mutlu yıllar, umarız işine yarar, çok iyi marka, İsviçre yapımı, hem taşlı, hem zemberekli; yalnızca koluna takıp yanında dolaştıracağın şu minicik  ağaçkakan değildir sana verilen. Sana armağan edilen –farkında olmazlar, en berbatı da bu ya zaten, bunun farkına bile varmazlar–, senin narin ve geçici yeni bir parçandır, sen olan ama senin vücudundan olmayan, bileğine tutunmuş küçük, sefil bir kol gibi kayışından bedenine bağlaman gereken bir parçan. Onu her gün kurma mecburiyeti armağan edilir sana, bir saat olmayı sürdürebilmesi için onu kurma zorunluluğudur armağan edilen; saatçi vitrinlerinde, radyo anonslarında, her gong sesinde saatini kontrol etme takıntısı armağan edilir sana. Onu kaybetme korkusu armağan edilir, çaldırma korkusu, düşürüp kırma korkusu. Saatin markası armağan edilir, diğerlerinden daha iyi bir marka olduğunun garantisi, saatini başka saatlerle karşılaştırma dürtüsü armağan edilir. Armağan edilen saat değil, saate armağan edilen sensin, doğumgünü için.”

video